Arabistan Yolculuğu

  

1. Umre Hazırlıklarımız 

Uzun zamandır, Umre yapmak niyetinde olduğum halde fırsat bulup gidememiştim. Nihayetinde 2026 Ocak ayında bir fırsat oluştu ve gitmek için hazırlıklara başladık.Diyanet ile görüşüp gerekli evrakları hazırladık.Kişi başı 60 bin TL ye denk gelen ödememizi yaptık ve dekonlarını müftülüğe verdik.  Bize bir çanta içinde kitaplar seccade ve gerekli bazı malzemeleri verdiler. Biz de YouTube dan gidip gelenlerin hazırladıkları videoları izleyerek bu yolculuğa hazırlandık. Yolculuktan bir gün öncesi bizi orada grup olarak gezdirecek olan hoca bir eğitim semineri hazırladı.O semineri dinledik.İhram nasıl  bağlanır, nasıl niyet edilir, bu gibi konulardaki herşeyi güzelce anlattı.Artık gitmeye hazırdık.



2. Yolculuğumuzun Başlangıcı 

 Perşembe günü akşamdan yola çıktık.Hava limanına geldik. Orada saatlerce bekledikten sonra uçağımıza bindik. Uçak üç buçuk saat uçtuktan sonra Arabistan semalarına gelince yavaş yavaş inişe geçti. Pistin üzerinde uzun uzun yürüdükten sonra durdu. O andan hep birden ayağa kalktık.Çünkü oturmaktan hepimiz çok sıkılmıştık. Ama  daha kapılar açılmamıştı. Yeniden oturduk. Ama biraz  bekledikten sonra uçaktan bir merdiven yardımıyla aşağı indik.Otobüse doluştuk. Hava limanına gelince bir sakallı arap askerî bizi karşıladı.Araplar esmer ama siyah değiller. Koyu renklisi var daha koyu renklisi var ama beyazdı ,sarışındi, onlardan hiç yok. Varsa buraya sonradan gelmiştir, diyeceksiniz. Yani Araplar esmer daha esmer daha esmer ama kesinlikle zenci değiller.İlk bakışta anlayabiliyorsunuz. Ben orda şaşkın şaşkın etrafımı seyrederken benim sıram geldi. Hemen pasaportuma mühür vurması için memura uzattım. Fakat o memurun kafası mı karıştı yoksa bilinçli olarak mı yaptı bilmiyorum, pasaportuma mühür vurmadı. Belki de unuttu. Ben yukarı kata çıktıktan sonra bu durumu farkedip geri döndüm. Durumu anlattım ama pasaportuma baktılar ama yine de mühür vurmadılar. Gittim bizim gurubun hocasına sordum. O da problem yok dedi. Ama hâlâ bu iş aklıma yatmadı.inşallah bir problem olmaz deyip oradan uzaklaştım. Biraz sonra üst katta çıktık.Orada uzun uzun valiz bekledik .Bizim valizlerin benzerleri geldi fakat bizimkiler gelmedi.Beklerken de sağa sola vuruyoruz çünkü çok kalabalık, bildiğin ana baba günü.Sonunda valizleri aldık. Bir el arabasına yerleştirip otobüsün yanına kadar taşıdık.  Valizleri otobüsün bagajına koyduk. Sonra  o hurda otobüsün sallanan koltuklarından birine oturup gittik. Yolda hoca beni yanına çağırıp ilahi söyletti. Bir saatlik yolculuktan sonra Medine'ye girdik.

3. Medine Günlerimiz

Medine'nin eski mahallelerindeki eski evlerin önünden geçerken bir az eski günleri benim çocukluğumun Medinesini hatırlayıp hüzünlendim. Mescidin Nebevinin bulunduğu şehrin merkezi bölgelerine yaklaşınca bizi devasa oteller karşıladı. Sonra o otellerin birinin önünde durduk. Burası bizim otelimizdi. Adı Bosforusb 2 imiş. Hemen valizlerimizi alıp otelimize yerleştik. Sonra Cuma namazını kılmak üzere otelden çıktık. Mescidin Nebevî ye doğru yaklaştığımızda gördük ki her yerden çeşit çeşit insanlar akın akın geliyorlar.Bu şekilde gelenler katıldıkça sonuçta etrafımızdaki kalabalık gidgide arttı. Kalabalık arttıkça yürüyüş tempomuzda yavaşladı. Yürüyüş iyice yavaşladı ve sonunda durma noktasına geldi. Mescidin kapısının önüne yaklaştığımız bir yerde seccademizi yere serip namazı orada kılmak zorunda kaldık. Zaten içeri girmenin bir imkanı yoktu. Hem çok kalabalıktı hem de polisler de belli bölgeleri çevirmişlerdi. Cuma namazından sonra Hz Ebubekir mescidini ziyaret ettim. Küçük fakat çok orijinal , kendine has mimari özelliği olan bir yapısı vardı. Ordan çıkıp otele döndüm. Resepsiyonda bizim akrabalarımızdan olup akrabalık ilişkilerini devam ettirmeye çok hevesli olan bir amcamızı orada oturmuş beni bekler vaziyette buldum.

Adı  Azzam olan bu amcamız ile geleneksel kıyafetinin başlığını alarak bir fotoğraf çekindik. Onunda hoşuna gitti bizim de..



Fotoğraf çekindikten sonra Azzam amca hemen gelin, sizi götüreceğim dedi. Bizi bir restorana götürüp bir güzel yedirdi içirdi. Arabistan pilavını ve kebabını yedik. Sonra oradan doğruca bizi evine götürdü. Evinde geniş oturma odasında rahat koltuklar üzerine oturup onun hizmetçisi Mayk ın getirdiği Seylan çayı ve Arap kahvesini içtik. Gerçekten çok güzeldi, çok memnun ve mutlu kaldık. Biz de kendi hediyelerimizi takdim edip sonra onun şoförünün sürdüğü arabası ile otelimize geri döndük. Gerçekten çok hayırlı ve cömert bir insan, Allah malını mülkünü ziyade etsin. Otele vardığınızda hemen yattık. Zaten çok yorgunduk. Uyandığımızda Cumartesi sabahı daha olmamıştı.Bizi grup hocamız Mehmet Şirin Bey kaldırdı, hep birlikte toplanıp Sabah namazını kılmak için Mescidi Nebevi'ye gideceğiz dedi. Gittik. Böyle bir mescid ben hayatımda görmedim, ucu bucağı yok.Maşallah ، Maşallah...




Orda sabah namazını kıldık. Sabah namazını müteakip bir arkadaşla birlikte döndük. Öğle vakti otelin resepsiyonda toplanıp gruptakilerle biraz sohbet ettik. Sonra hoca gelip üç günlük programımızı açıkladı. Sonra doğrudan kalkıp mescide gittik. Hoca bizi bir kaç noktada durdurup konuşma yaptı.  Bizi tam kubbedi hadra önünde durdurup bize orası hakkında detaylı bilgi verdi. Sonra bizi cennetül bakiye mezarlığının önünde durdurup bize o mezarlıkta medfun durumda olan sahabelerin isimlerini söyleyip biraz hikâyelerini anlattı.Orada fazla durmayıp derhal hurma pazarına gittik.Bir pasajın alt katında bir çarşı vardı. Orda Türkçe yi en az bizim kadar iyi konuşan Pakistanlı tüccarlar bizi karşıladı . Onların bizi görünce heyecanla zıplayıp birbiriyle yarışırcasına bize doğru geldiklerini gördük.Onlar hurmalarını gösterip mallarını satabilmek için çok dil döktüler. Sonunda da istediklerine ulaştılar. Neticede bize hurma , tesbih, inci kolye, takke,seccade gibi ürünlerini sattılar. Ordan aldığım malzemeleri bir Pakistanlı vasıtası ile otele taşıttırdım. Medinede Pakistanlılar hep böyle getir götür işlerini yapıyorlar. Dükkanlarda da hep onlar var. Türkler bazı otelleri işletiyorlar, Mısırlılar şöförlükAfrikalılar evlerde hizmetçilik, Bangladeşliler sokaklarda dilencilik ediyorlar. Diyeceksiniz ki Araplar nerede? Onlar ne iş yapıyor? Onlar evlerinde oturuyorlar. Çok az Arap sokaklarda görünüyor. Onlarında bir iş yaptıklarını sanmıyorum.Neyse dedikoduyu bırakıp O gün yaptıklarımızı anlatmaya devam edeyim.O gün öyle hediyelik eşyaların alış veriş ile geçti.Ertesi gün sabah erkenden kalkıp kahvaltı yaptım. Sonra babamın bir arkadaşı ile buluşup biraz onunla kahve içtim. Ondan bizim eski evin yerini öğrendim. Oraya gitmeye çalıştim.Bu arada Bedir mescidini gördüm. Sonra Kibleteyn mescidini gördüm.sonra Türk mescidini gördüm.sonra Bilal mescidini gördüm. Bunların içlerine girmeyip etrafında dolaştım.Sonunda veli hoca ile buluştuk. Beraber çay içtik. Ve biraz sohbet ettik. Oradan otele dönüp akşam yemeğini bizimkiler ile yedim. Akşam olunca saat 8 civarında bizi hurma bahçelerine götürdüler. Oradan hurma hakkında detaylı bilgiler verdikten sonra bize biraz hurma sattılar. Biraz hurma alıp hurma  bahçeleri içinden giden otobüsümüz ile otelimize geri döndük. Gece saat 3 olmuştu ki bizi kaldırdılar. Bu sefer Ravzayı Muttahara yi ziyaret edecektik. Kuyruğa girip orada bekledikten sonra bizi içeri aldılar.İcerde iki rekat namaz kılıp yeninden dışarı çıktık. Sonra sabah namazını kıldık. Mescidi Nebevide ve yanımda iki Kazakistanlı ile yan yana oturdum. Onlar kendi aralarında sohbet ettiler, ben de birkaç kelime anlarım belki diye merakla dinledim fakat nafile hiçbir şey anlayamadım. Yanıma oturan bir genç önce cep telefonu ile oyun oynadı sonra da kek yedi.Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de kıpkırmızı hasta gözlerle bana bakıp öksürdü. Artık bana hastalık bulaştıracak, bu seviyede bir riski alamam diyerek oradan kalktım. Başka bir yer bulup oturayım dedim ama koskoca mescid biranda dolmuştu. Etrafta hiç oturacak bir yer kalmamıştı. Ben de dışarı çıktım.Bu arada biraz etrafta dolaşmak ve gözlem yapmak fırsatım oldu. Suudi Arabistanlılar genellikle bembeyaz uzun bir elbise giyiyorlar.Buna cellabe deniliyor. Ürdünlüler de cellabe giyiyor fakat onlarınki renkli oluyor, faslıların cellabesi kapşonlu, Afganlarınki dize kadar kısa, cellabesi üzerine ceket giyerler de yemenliler, hiç cellabesi olmayanlar Türkler.Yani kısacası herkez kıyafeti sayesinde ayırt edilebiliyor.Namaza geçtik. Hoca belki onbeş belki yirmi dakika süre okudu. Sesi çok güzel, mahreçleri kusursuz ve makamlara uygun uzatarak okuyor.Ama sesinde bir duygu vardı, gerçekten kalbime işledi.Ama yine de bu kadar uzatmasa iyi olurdu diyebilirim. Yine de Allah razı olsun. Namazdan sonra kalkıp böyle dolaşa dolaşa otele döndüm. Ertesi gün hoca saat oniki gibi oteli boşaltmamız gerektiğini söyledi.Bizde hazırlıklara  başladık. Valizleri ayarladık. Medine de son günümüz olaysız geçti. Valizleri ayarlayıp geri dönecektik. Hemen sabah kalkıp de dışarı çıktım.Üç işi birden hallettim. Birincisi babamın arkadaşlarından biri için oraya lokum götürdüm. İkincisi  Hurma kutularının etrafını sarmak için streç aldım. Üçüncüsü bir kendine bir de eşime iki hat aldım. Arap hattı çünkü Türk hattı burada çekmiyordu. Sonra bavullarımızı streç ile sarıp hazırladık. Bavulları valizleri aşağı resepsiyona indirdikten sonra beklemeye başladık. Otobüs geldi. Yerleştik. Ve nihayet Mekke yolculuğumuz başladı.

4. Mekke Yolculuğu

Mekke yolculuğumuz yaklaşık 5 saat sürdü. Mikat denilen yerde durup ihram giydik. Sonra yola devam ettik. Otobüste cam kenarına oturmuş olduğum için bol bol dışarıyı seyretme fırsatım oldu. Arabistan coğrafyası bizim televizyondan gördüğünüz gibi değil, ben daha önce Arabistan denilince aklıma çöller develer filan geliyordu ama diyebilirim ki Medine den Mekke'ye kadar hiç öyle çöl falan görmedim. Tamamen kayalardan oluşmuş üzerinde çok az ot olan dağlar ve dağların önünde yine çok az ot ile kaplı küçük tepeler. Ve daha düz olan yerlerde Hurma ağaçları. Bunun dışında bişey ekmemidley yada etmişler de büyümemiş orasını çözemedim fakat sonuç itibariyle kupkuru bir coğrafya ile karşı karşıyayız. Tabi barada develer de gördük.Fakat sandığımızdan çok daha azdılar.



5. Mekke Günlerimiz 

Mekke'ye geldiğimizde artık akşam olmuştu.Otelimize yerleştirip biraz dinlendikten sonra gece saat 1 de kalkıp Kâbe ye gittik .  Kâbe Arapçada küre demek miş küre hâlinde bir yapı ilduguy için ona bu isim verilmiş. Kâbe'nin etrafında dönerek Umremizi yaptık. Sabah namazını eda edip saat 6 otele geri döndük. Otelde istirahat ettik. Bu sırada bazı önemli yerlerin fotoğraflarını çekme fırsatım oldu.



Bu ortadaki pembe renkli ev, Peygamberimizin doğduğu evmiş. 


Bu yukarıdaki kayalık Sefa tepesinin bir kısmı. Zamanla Sefa ile Merve tepesi etrafını içine alacak şekilde bir yapı inşa edilince tepenin bir kısmı yapı içinde kalmış.



Kabeyi görünce yapılacak dua makbûl olur diye duymuştum. Ben de buraya gelmeden önce benden dua isteyen herkese dua ettim.


Kırk kişilik kafile olarak tarafımızı hep birlikte yaptık.Kadinlar ortada erkekler kenarda küçük bir tabur hâlinde tavaf ettik.Arada kalabalığa rast gelip yönümüzü değiştirmek zorunda kaldık. Normalde daha kalabalık oluyormuş burası.


Şu arkada görülen tepenin adını öğrenemedim.Fakat dediklerine İslam tarihinde çok önemli bir rol oynamış bir mevki imiş. Çünkü Hz Muhammed burada Mekkelilere bir yemek verip size şu tepenin arkasından bir ordu gelecek şimdi desem bana inanır mısınız diye sormuş ve bu tepeyi göstermiş, evet demişler çünkü sen hiç yalan söylemezsin , Peygamberimiz öyleyse Allah'a inanın,putlara tapmayı bırakın diyerek dini mübine davet ettiğinde o bedbahtlar derhâl itiraz edip onu red etmişler.


Kâbe Hz İbrahim zamanından itibaren ziyaret ediliyor.Ziyaretciler arttıkça Mescidi genişletmek ihtiyacı oluyor.Su andan dâhi inşaat devam ediyor çünkü şu halde bile cemaate yetmiyor. Kim nerede ezanı duyarsa oraya seccade serip cemaat oluşturuyor.Biz de Sabah namazını öyle kıldık.

Meezhep Oteli

Bu günün planını grup hocamız önceden açıklamıştı. Onun için hepimizin ne yapacağımızı dünden biliyorduk. Bugün ilkindi vaktine kadar istirahat edip saat 4 buçuk ta Kâbe ye gideceğimizi söylemişti. Bizde zaten dünden uykusuz olduğumuz için bugün öğleye kadar uyuduk. Öğle namazını ve ilkindi namazını otelin mescidinde kıldık. Otelden de biraz bahsedeyim. Adı Meezep Oteli. Kâbe ye 15 dk mesafede.Bir dağın kenardan oymuş içine bu oteli oturmuşlar gibi. 11 katlı bir bina. Biz 11 katindayız. Pencereden bakınca sanki Google map den Mekke'ye bakıyormuşsun gibi geliyor. 


Bizim odada gerekli herşey mevcud. Otelde de gerekli herşey mevcut. Sadece Türkiye'den diyanet ile gelenlere tahsis edilmiş olduğu için otelin personeli nereli olursa olsun biraz Türkçe biliyor. Her saat başı bu otelin 3 numaralı otobüsü kabeye gidiyor. Yanı 3 numaralı tek bir otobüs yok.Bir sürü var, üzerinde 3 yazan bütün otobüsler bu otelin miş.

Arafat Yolculuğu

Perşembe günü sabah namazını kılıp ibadetlerimizi yaptıktan sonra öğleye kadar yatıp uyuduk. Alarm çaldı, öğlen saat 11 de kalkıp hemen kahvaltı almak için restorana indik.Kahvatıdan sonra yukarı çıkıp hazırlandık.Arafata çıkmak için daha önce hiç giymediğim  bej renkli eşortmana benzeyen bir hacı elbisesini giydim. Ayağıma da spor ayakkabımı giydim. Toplanıp yola çıktık. Yol boyunca grup hocamız mikrofonu alıp hiç usanmadan oraları bize anlattı. O anlatırken bende fotoğraflarını çektim. İşte o fotoğraflardan bir kısmı...

Yol boyunca yol kenarına bol, bol hurma ağaçları ve buranın sıcağına dayanabilecek çalı tarzı bitkilerin ekilmiş olduğunu gördük.
Tamamen kayalardan ibaret olan araziyi açıp yol yapmışlar.
Hocamızın anlattığına göre burası Peygamberimizin hicreti esnasında içinde saklanmış olduğu Sevr mağarasının önüymüş.  Peygamberimiz müşrikleri yanıltmak için Yemen tarafına doğru girip bu dağın içindeki mağarada saklanmışlar. Hz Ebubekir in oğlu da buralarda koyunları otlatarak ayak izlerinin kaybolması için çalışmışlar. Sonra nasıl oldu ise müşrikler burayı bulmuşlar fakat bu sefer de mağaranın ağzında örümcek ağını görüp burada olamayacağına kanaat getirmişler. Bu sebepten geri dönmüşlerdir. 
Arabistan'da bir bankacı hayır sever bu camiyi ve yanındaki eserlerin tamamını yaptırıp onları vakfetmiş.Allah kendisinden razı olsun.
Burası da Mekke den Arafat'a giden yollardan biri.
Burası Arafat denilen yer.Hac döneminde burası tıklım tıklım oluyormuş.
Arafat dağının en üst tarafında bu anıtı yapmışlar.Burasi bir rivayete göre Hz Adem ile Hz Havva nin buluştuğu yermiş. Bir başka özelliği Peygamberimizin veda hutbesini yaptığı mevki imiş.
Arabistana hükümeti bu çadırları hazırlamış ki hacılar burada mola verip içinde konaklasınlar.
Bu yol Arafat tan Mekke'ye doğru gidiyor.
Burası Hira dağı . İlk vahyin geldiği yer.
Hurma ağaçları bu iklimi sevdikleri için burada adeta coşuyorlar. 
Eski Arabistan evlerinin çoğunu yıkıp yerine modern binalar yapmışlar. Fakat bazılarını yıkmayıp aslına uygun olarak restore etmeyi tercih etmişler.

Burası Mekke'nin içinde Kâbe'ye giden yol.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Art niyetli olmadıkça her türlü eleştiriyi dikkate alır ve cevap vermeye çalışırım.